Capoeira Derneği  kurucusu Güngör Doğanay’ı Capoeira’yı konuşuyoruz!

Röportaj / 07.06.2021
Capoeira Derneği  kurucusu Güngör Doğanay’ı Capoeira’yı konuşuyoruz!

Redcet’te bugün deneyimli ve başarılı sporcu  TR Ragbi Federasyonu Beyzbol Asbaşkanı ve Capoeira Derneği  kurucusu Güngör Doğanay’ı ağırlıyoruz. Kendisi ile bugün daha çok Capoeira’yı konuşuyoruz.

Önce sizlere Güngör Doğanay Bey’den bahsedelim:

14 Şubat 1981’de Trabzon’un OF ilçesinde doğmuştur. İlk, Orta ve Lise eğitimini Samsun’da tamamlamıştır. Elazığ Fırat Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği ön lisans eğitimi derece ile bitirmiş, ardından Antalya’da farklı otellerde yönetici asistanı, animatör ve değişik branşlarda antrenör olarak çalışmıştır. 2006-2016 yılları arasında Samsun Büyükşehir Belediyesi Turizm ve Tanıtma Sorumlusu, proje koordinatörü ve yönetici gibi farklı pozisyonlarda çalışan Doğanay yurt içi ve yurt dışında onlarca farklı platformda Samsun ve ülkemizi temsil ederek tanıtım çalışmaları yürütmüş, çok sayıda festival, uluslararası proje ve faaliyetin koordinasyonunu üstlenmiştir.

Çalıştığı sürede Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesini bitirerek 2009 yılında Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Spor Yöneticiliğini kazanmış, 2013 yılında OMÜ’den derece ile mezun olmuş ve ardından Bulgaristan Vazuf Üniversitesinde Yönetim üzerine yüksek lisansını tamamlamıştır. 2016 yılında OMÜ’den pedagojik formasyon alan Güngör Doğanay Bulgaristan’ın köklü üniversitelerinden Vasilevski NSA’da Spor Bilimleri alanında doktora eğitimine başlamışsa da bir süre sonra yoğunluğu nedeni ile burada ki eğitimini bırakmış, 2019 yılında Bayburt Üniversitesinde yeniden Spor Bilimleri alanında yüksek lisansa başlamıştır. Capoeira başta olmak üzere farklı spor alanlarında araştırma yapan Güngör Doğanay çok sayıda Uluslararası Spor Bilimleri Kongresinde bildiri yayınlamıştır.

2007 yılında Samsun merkezli kurmuş olduğu Capoeira Derneği ve Uluslararası Temsilciliğini yürüttüğü Grupo Internacional Mundo Capoeira Grubu ile yurt içi ve yurt dışında binlerce performans sergilemiş ve aynı zamanda Aktif Capoeira eğitmeni olarak spor hayatına devam etmektedir. Gençlik ve Spor Bakanlığı, Spor Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Türkiye Herkes İçin Spor Federasyonu koordinasyonunda gerçekleşen proje, etkinlik ve sosyal sorumluluk çalışmalarında saha etkinliklerini yürüten Güngör Doğanay 81 il yaklaşık 500 ilçe ve yurt dışında faaliyetlerde etkin rol almıştır. Onlu yaşlarda Güreş’le spor hayatına başlayan Doğanay, Judo, Kick-box, Kungfu, Bocce, Okçuluk, Squash, Badminton gibi bir farklı branşlarla meşgul olmuş ve çok sayıda antrenörlük, usta eğitmenlik ve katılım belgesi edinmiştir.

Yaş – Boy- Kilonuz nedir?

14 Şubat 1981 Doğumluyum – Yaşım 40 – Boyum 1.76 Kilom 85

Yaşadığınız / düzenli ikamet ettiğiniz şehir?

Evim Samsun’da bulunmakta. Ancak işim, görevlerim ve gönüllü olarak sürdürdüğüm projelerden ötürü yıl içerisinde sürekli olarak yurt içi ve yurt dışında hareket halinde olabiliyorum.

Nerelisiniz?

Aslen Trabzon’un Of ilçesinde doğdum. Nüfus kaydım yine bu ilçeye bağlı. Aile büyüklerimizin 1979’da inşaat sektörüne girmesi ile birlikte Samsun’da bir ayağımız oluşmuş oldu. Ben doğduktan 5-6 yıl sonra Samsun’a taşındık ve bundan sonraki süreçte hem Trabzon hem de Samsun arasında uzun yıllardır mekik dokuyoruz. Çay bahçelerimiz, arazilerimiz ve ata toprağımızı fırsat buldukça işlemeye devam ediyoruz.

İlgilendiğiniz spor dalı nedir?

Spor’a çok küçük yaşta başladım. İlk olarak mahalle arasında ki Kungfu klübüne giderek derslere girdim. Sonrasında güreşe merak saldım orta okul ve lisemin ilk yıllarında güreş yaptım. Okullar arası müsabakalara girerek yerelde ufak tefek dereceler yaptım. Akrobasi ve extrem sporlara olan merakım beni Shao-lin kungfu yapmaya yönlendirdi ve 2 yıldan fazla bu sporla uğraştım. Çok sevmeme rağmen ilk üniversitemi okumak üzere gittiğim Elazığ’da 2000 yılında Kungfu eğitimine devam edeceğim bir salon bulamadım. Bir süre karate ve ardından kickboks ile uğraştım. Bu arada akrobasi çalışmalarına tek başıma devam ederken sonrasında tüm hayatımı değiştirecek olan Capoeira ile tanıştım ve bugüne kadar bu sporla devam ettim.

Yaptığınız spor dalı hakkında bilgi verebilir misiniz?

Elazığ’da ilk olarak tanıştığım amatör grup Capoeira’ya İlk olarak 1994’de özel kanallarda yayınlanan ve baş rollerini Marc Dacascos’un oynadığı “The Only Strong” (Güçlülerin Dünyası) filminden etkilenerek başlamışlardı. Daha gördüğüm ilk anda beni içine çeken sporu sabah akşam o dönemin kısıtlı internet imkanlarında araştırmaya yabancı kaynakları çevirmeye ve Türkiye’de başka bu sporu kimlerin yaptığını araştırarak vakit geçirmeye başladım. Afrikalı köleler ile Brezilya ve oradan dünyaya yayılan bu spor dansı, dövüşü, müziği, ritmi ve tiyatral öğeleri içinde barındırması beni kendine aşık etti.

Bu sporu sevmenizde ki etkenler nedir?

Ben yukarıda saydığım spor branşları dışında amatör olarak çok farklı branşlarla da uğraşma şansım oldu. Ama hiç biri Capoeira’da bulduğum huzuru, keyfi ve doyumu vermedi. Dövüş sporları ile ilgilenmeme ve Capoeira’nında bazı stilleri bakımında dövüş içermesine rağmen hiçbir zaman şiddet dolu branşlara sıcak olacamadım. Spor keyif vermeli, zevk vermeli. Sonuç itibari ile vücudumuzu bir makine gibi düşünürsek sonsuzluktan bahsedemeyiz. Bakımını ne kadar iyi yaparsak gücünü, sağlığını ve ömrünü o kadar uzatma şansımız olur. Ben Capoeira ile bütünleşmeyi sevdim.

Bu sporun kolay ve zor yönleri nelerdir?

Bu spor bizim için hiçbir zaman kolay olmadı. Konuyu hem teknik hem de fiziksel imkanlar olarak değerlendirmek gerek. Malum ben ve benim bir önceki arkadaşlarım Türkiye’de Capoeira’nın fitilini ilk ateşleyen jenerasyon olduk. Bizden önce oluşmuş bir alt yapı, teknik ve fiziksel birikim olmadığı için her şeyi sıfırdan kurgulamak zorunda kaldık. O dönemlerde kendi imkanlarımız ile düzenlediğimiz buluşmalar ile bir araya geliyor ve bilgi-birikimimiz paylaşıyorduk. Bende dahil kurduğumuz amatör web siteleri üzerinden paylaşımlar yapıyorduk. Bunun yanında bizler Capoeira’nın sadece görsel kısmını kendimize rehber edindiğimiz için ağırlığımız akrobasiye vererek sakatlıklara da davetiye çıkardık. 2003 yılında Ankara’da bulunan bazı arkadaşlarımızın girişimi ile yurt dışından ilk profesyonel Capoeira eğitmenleri geldi ve bizlerde gerçek Capoeira ile tanışma fırsatı bulduk. Bunun yanında toplumda yabancı bir spor. Hem insanlara ne olduğunu anlatmaya zorlandık hem de antrenman yapacak alanları bulmakta çok sıkıntı çektik. Bugün Capoeira çok daha iyi bir pozisyonda anca hem bir federasyonunun olmaması hem de imkanların yetersizliği hala bir takım sıkıntıların çekilmesine neden olmaktadır.

Sizin için bu spor dalının bir erbabı olmanın önemi ve anlamı nedir?

Öncelikle şunu belirtmek isterim Capoeira ile 21 yıldır ilgilenmeme rağmen hiçbir zaman kendimi ne usta ne erbap nede bilge olarak addetmedim. Kendimi hiçbir zaman yeterli görmedim. İlk başladığım yıllardan itibaren sosyal medya ve interneti de iyi kullanmam bana bir takım avantajlar sağladı. Türkiye’de bir adımız ve ağırlığımı oldu çok şükür. Gittiğimiz yerde saygı görmek sevilmek ve önemsenmek elbette güzel bir duygu.

Bu spor dalı nasıl bir disiplin gerektiriyor? Antrenman rutininizi anlatır mısınız?

Capoeira uzun süreli ve sabır isteyen bir branş. İçerisinde hem müziği, hem tekniği, hem akrobasiyi hem de farklı bir takım felsefik birikimi içermesi kendi alanında ciddi vakit ayırmayı ve çalışmayı istiyor. Bugün yeni başlayan bir öğrencide aynı hareketleri çalışırken 20 yıldır da Capoeira yapan bir eğitmen veya üst seviye biri aynı hareketleri çalışmakta. Zamanla vücut yapısına ve anatomik sisteme uygun kişiye özgü stil oluşmakta. Enstrüman çalmak, Portekizce şarkı söylemek ve farklı oyunlarda Capoeira’nın sahip olduğu büyük zenginlik.

Sporcuların ritüelleri ve takıntıları nelerdir?

Özellikle yeni başlayanlar yaptığımız bir sokak gösterisi veya farklı bir yerden izleyerek etkileniyor ve aldıkları bu gazla derse başlıyor. Ancak çok hızlı bir şekilde ilerleyip gösteride izlediği hareketleri yapmak istiyor. Ancak ders konusunda kati bir disiplinim olduğu için bunu hoş görmüyorum. Çünkü gelen öğrencilere şunu söylüyorum “biz burada size yürümeyi öğretiyoruz. Ondan sonra koşmaya başlayacaksınız. Eğer direkt koşarsanız sağa sola yalpalar kendinizi sakatlarsınız”. Temeli ne kadar sağlam kurgularsak öğrencinin yere basması o kadar sağlıklı oluyor. Ve sakatlıkları en aza indiriyoruz. Öğrencilerin en büyük takıntılarından biride cesaretlerinin kırılması ve yapamam korkusu. Bir diğer hususta başında ifade ettiğim gibi bir anda her şeyi almak istedi.

Bu spor alanını seçmenizin sebepleri nelerdir? Bu sporda nereye gelmek istersiniz?

Bizim branşımızda millilik, Avrupa, Dünya veya Olimpiyat şampiyonluğu gibi kavramlar yok. Branşımız olimpik olmadığı için böyle bir kategoride yer almıyor. Branşımızda en üst seviye Mestre’lik ünvanlıdır. Ülkemizde bu seviyeye sahip olan arkadaşlar var. Ancak kriterleri bunun için yeterli midir? Bunu bizim tartışmamız etik değil çünkü benim gibi onlarında bağlı olduğu bir uluslararası okul/akademi ve başlarında sorumlu eğitmenleri var. Onların taktiri ile verilmiş seviyedir. Ben Türkiye’de bulunan tüm kulüp ve okullardan daha şanslı bir pozisyondayım çünkü 15 yıldır yaptığımız projelerle etkinliklerle 81 ilimiz, 500 den fazla ilçemiz ve çok sayıda ülkede binlerce program, gösteri ve etkinlik gerçekleştirdik.

Spor yaşamanızda bugüne kadar elde ettiğiniz başarıları sıralar mısınız?

Bir önceki soruda cevapladığım üzere branşımızın herhangi bir müsabık branşlar kategorisinde olmaması nedeniyle yarışacak bir pozisyonumuz olmadı. Ancak yine belirttiğim gibi çok sayıda federasyon, stk, belediyeler ve devlet kurumları ile yaptığımız çalışmalarla milyonlara ulaşma şansımız oldu. Aldığımız taktirler, beratlar, plaket ve teşekkürler salonlara sığmaz oldu. Biz ülkemizin her köşesine her ilçesine köyüne yaylasına giderek sporu anlatmaya, insanları spora ve harekete teşvik etmek için çalıştık ve çalışmaya devam ediyoruz.

Bu spordaki başarılarınız maddi&manevi sizi tatmin etti mi?

Çok şükür hiç şikayetçi olmadım. Çok harcadım ancak kazandım da. Tabi bu öyle evler arabalar veya yüklü miktar birikimleri olacak şekilde değil. Manevi olarak doygunluğa ulaştık ve ilk günkü heyecan ile çalışmaya devam ediyorum.

Bu spor dalında gelecek hedefiniz nedir?

Federasyonunu oluşturmak veya en azından rahat hareket edebileceğimiz mevcut bir federasyona bağlayacak daha profesyonel ve düzenli bir yapı oluşturmak ve bilinçli antrenör ağını genişletmek.

Size göre kimler yani hangi profiller bu spor dalı ile ilgilenmeli veya ilgilenmemeli?

Neyi istediğini bilen, hedefleri olan ve en önemlisi sabretmesini bile kişiler bu branşla uğraşmalı. Şiddete meyilli, asabi, sabırsız profiller Capoeira ile uğraşmamalı. Sevgi, saygı, mütevazilik gibi özellikleri zaten söylememize gerek yok çünkü bunlar zaten sporla uğraşan herkesin sahip olması gereken erdemlerdir.

Bu spor dalı özelinde ülkemizdeki sporcuların genel sorunları ve çözüm yolları nelerdir?

Aslında ülkemizde amatör veya profesyonel sporla ilgilenen veya ilgilenmek isteyen birçok sporseverin ortak problemleri var. Bir yandan maddi durumu iyi olan ailelerin çocuklarının bir branşta uzmanlaşması için verdiği çabaya karşılık çocuğun ilgisizliği veya doyumsuz yetiştirilen çocukların hoyratça tişört değiştirir gibi branş veya dal değiştirmesi diğer yanda ise yetenekleri istek ve arzuları olmasına rağmen sosyo-ekonomik birtakım zorluklarla nedeniyle imkanlardan yararlanamayan önemli bir kesim. Hal böyle iken belirli bir potansiyele ulaşan sporcu geldiği eşikte karar vermek zorunda, ya tüm imkanları zorlayacak maddi bir takım edinerek profesyonel spora adım atacak, ya da artık burada son diyerek profesyonel kulvara girmeden ekonomik mücadele için sporu sadece boş bulduğu zamanlarda yapacağı bir aktivite olarak bir köşeye bırakacak. Çözüm yolu denildiğinde herkes ibreyi devlete ve devlet eliyle yönetilen sporla ilgili kurumlara çeviriyor. Anayasamızın 59’ncu Maddesinde yer alan “Devlet, her yaştaki Türk vatandaşlarının beden ve ruh sağlığını geliştirecek tedbirleri alır, sporun kitlelere yayılmasını teşvik eder. ” hükmünü kendimize referans olarak aldığımızda pekâlâ bunu devletten beklemek pek tabi. Devletimizin son 15 yıldır spor ve tesisleşme alanında yaptığı dev yatırımlar yüzümüzü güldürüyor. Tesisleşme noktasında ileri bir seviyeye ulaşmış olsak da spor alışkanlığı bakımından hala istenilen seviyede değiliz maalesef. Spor ve beden eğitimini su içmek yemek yemek gibi asli ihtiyaçların arasına koymadığımız ve bunu bir kültür haline getirmediğimiz sürece istenilen seviyeye ulaşmakta maalesef zorlanacağız.

Bu spor dalı ilgilenenlere neler söylemek istersiniz, tavsiyeleriniz, önerileriniz nelerdir?

Profesyonellikte zaten kulvar bellidir, orada çalışmaktan, azmetmekten, sabırlı olmaktan başka çareniz yoktur. Onu tamamen ayrı tutuyorum. Ama bizler gibi amatör olarak sporla uğraşan arkadaşlara tavsiyem her şeyden önce spordan veya yaptığınız spor dalından zevk alın. Ben Capoeira’yı çok seviyorum, sadece formda kalmak veya antrenman yapmış olmak için değil gerçekten büyük keyif alarak bu sporu icra ediyorum. Dernek salonuma her gittiğimde ilk günkü heyecan ile hazırlanıp evden çıkıyorum. Öğrencilerimle, ekip arkadaşlarımda eğlenceli 2 saat geçiriyorum. Eğer profesyonel bir yola girmeyecek iseler sporu bir ihtiyaç belirleyip üşenmeden aksatmadan devam etmelerini ve en önemlisi eğlenerek yapmalarını tavsiye ediyorum.

Bu spor dalı özelinde: spor yapmak veya öğretmek çerçevesinde Türkiye ne durumda?

En temel sorunlardan biri kalifiyeli ve iyi yetişmiş antrenörlerin ülkemizde çok az olması. Amatör ve kendi cabaları ile başlayan birçok arkadaşım ekonomik kaygılar nedeni ile devam edemediler. Devam eden arkadaşlarımızda çok kısıtlı imkanlarda sevdikleri ve bir alışkanlık hale getirdikleri için devam ediyorlar Capoeira’ya. Daha önce de belirttiğim gibi Capoeira’nın ülkemizde federasyon uhdesinde olmaması, yarışma kategorisinde bulunmaması öğrencilere aktivite ve kişisel gelişimden başka bir şey vermiyor. Malum ülkemizde beden eğitiminden çok Sporun yani branşlaşmanın ön planda olması ve bundan da mutlaka bir madalya ve benzeri kazanımların beklenmesi Capoeira’ya olan ilginin azalmasına neden olmaktadır.

Bu spor dalı özelinde başarılı olmak için eğitim almanın önemi nedir?

Bazı spesifik olarak sayabileceğimiz branşlar haricinde özellikle dövüş ve mücadele sporlarında antrenörsüz eğitimler sporcuyu belirli bir noktadan ileriye taşıyamaz. Ayrıca sakatlanma riski oldukça da yüksektir. İyi bir eğitmen sporcunun yeteneği, istek ve eğilimine göre onu kısa sürede bulunduğu noktadan çok ileriye taşıyabilir. Günümüzde içerisinde bulunduğumuz süreç nedeniyle online eğitimler veya internet üzerinden verilen özel spor dersleri şu anlık sadece günü kurtarmak veya belli bir alt potansiyeli olan sporcuları zinde tutmak için uygulanabilir gözükse de uzun vadede uygulanabilir olduğunu düşünmüyorum.

Bu spor dalı ile uğraşmak isteyenler nereden başlamalı? Ve hangi ilkelere sahip olmalı?

İkinci sorudan başlarsak; sporla uğraşacak bireylerin sahip olması gereken erdemler hepimizin malumu. Capoeira branşı her şehrimizde bulunmuyor. Olan şehirlerde de tüm antrenörlerin iyi olduğunu söylemek güç. Antrenörü iyi seçmek gerek. Zaten ondan sonrasında antrenör gerekli planlama ve yönlendirmeyi yapacaktır. Bunun yanında bol bol video izlemek kaynak taramakta gelişime önemli katkı koyacaktır.

Bu spor dalı ile uğraşmaya başladığınız yani ilk başladığınız dönem nelerle karşılaştınız?

Yazımın ilk bölümlerinde de üzerinde durmaya çalışmıştım. Her şeyden önce ülkede yakın çevreniz dahil kimsenin bilmediği yeni bir spor branşı ile çıkıyorsunuz toplumun karşısına. Break Dance gibi ilk yıllarda çalışacak salon bulamıyorsunuz sokaklarda parklarda boş bulduğunuz alanlarda çalışıyorsunuz. Kışın ise spor salonlarından ücret karşılığı müsait vakitlerde seans kiralayıp şaşkın bakışlar arasında antrenman yapıyorsunuz. Çaldığımız enstrümanlar farklı ve bilinmediği için sürekli sorularla muhatap oluyorsunuz. Ama yıllarca sabırla bıkmadan anlattık gösterdik izlettik ve çok sevdirdik Capoeira’yı.

Beslenmenizde nelere dikkat ediyorsunuz? Nasıl bir beslenme düzenine sahipsizin?

Profesyonel sporcu olmanın en temel hatta en önemli etmeni şüphesiz beslenme. Ancak biz Capoeira yaparken beslenme modelleri belirlemedik. Sonuçta bir müsabık branş olmadığı ve hazırlanılacak bir yarışma olmadığı için buna ihtiyaç duymadık. Ancak şahsi olarak şunları diyebilirim. Hazır yiyecek tüketmiyorum. Tuz, şeker, yağlı dengesine çok dikkat ediyorum. İşim ve bulunduğum pozisyonlar gereği çok fazla yurt içi ve yurt dışı seyahatler, grafik tasarım, makale, tez gibi çalışmalar nedeniyle uzun saat oturmalar bazen dengemi bozuyor elbette. Ancak bu açığı sporlar dengeleyebiliyorum.

Bu spor dalı için hayatınızda vazgeçtiğiniz şeyler oldu mu? Ve tabi vazgeçemeyeceğiniz şeyler?

Elbette J Bizler Capoeira’ya ilk başladığımızda dünyada oldukça popüler olmasına rağmen ülkemizde henüz yeni yeni keşfedilmesi beraberinde sıkıntıları da getirdi bizim için. 2000’li yıllarda yaptığımız Türkiye buluşmalarına katılmak için telefonunu satan, işinden izin alamadığı için işinden istifa eden ve benzeri hikayelere sahip çok arkadaşımız oldu. Farklı imkân olanakları, gelen teklifleri bu spora olan sevgimden geri teptim. Hiç pişman olmadım. çünkü Capoeira ulusal ve uluslararası anlamda bana çok şey kattı.

Bu spor dalı uğraşırken psikolojinizi nasıl yönetiyorsunuz?

Psikolojik olarak karşılaştığımız durumlardan en önemlisi sakatlık. Bu süreçte sil baştan durumu yaşamak bazen yorucu oluyor. Ancak sürekli uğraştığınız alanda nasıl ustalaşıyorsanız sporda durum aynı. Hangi durumlarda sakatlık yaşayabileceğinizi az çok tahmin ettiğiniz ve bedeninizi iyi tanıdığınız için nerede duracağınızı biliyor ve ona göre hareket ediyorsunuz.

Bu spor dalı ile uğraşırken başınıza gelen ilginç bir anınızı anlatabilir misiniz? Okurlarımızla paylaşır mısınız?

Salonda olsun, sokak gösterilerinde olsun, organizasyonlarda olsun karşılaştığımız çok ilginç anılar oldu. Ancak en eğlenceli olanlardan biri de 2004 yılıydı sanırım Antalya’da Otelde animatör olarak çalıştığım dönemde olmuştu. Sporcularda biraz muziplik vardır ya. Gidişatı biraz da biz yönlendirdik aslında. Ekibimde Bursa, Samsun ve İstanbul’dan iyi Capoeira becerisine sahip arkadaşlarım vardı. İzinli olduğumuz bir gün deniz kenarına giderek müzik yapalım dedik. Capoeira’nın ana enstrümanı olan Berimbau yaklaşık 170 cm uzunluğunda bir sopa, çelik tel ile gerilerek yay görünümü alan ve üzerine su kabağı takılan ilginç ve sıra dışı bir enstrüman. Kılıfa gerek duymadan elimize aldık ve deniz kenarına indik. Denize doğru ayakta müzik yapmaya şarkı söylemeye başladık. Meraklı bakışlar giderek artmaya başlayınca bizde coşku ile devam ettik. Ara verdiğimiz bir anda bir amca geldi enstrümanı inceledi inceledi ve dayanamayıp sordu “bu nedir” diye. Tabi bizde de muziplik var ya biraz arkadaşlardan biri hemen “olta amca” diye cevap verdi. Sonra amca uzaklaştı. Bizler meraklı ve artan bakışlar altında müzik yapmaya Portekizce şarkılar döktürmeye devam ettik. Bir süre sonra birkaç zabıta ve iki polis yanımıza geldi. Bizde haliyle ne olduğunu anlamak için müziği keserek gelenlere hoş geldiniz dedik. Polis kimlik vesaire isterken, zabıtanın biri “burada balık tutmak yasak bilmiyor musunuz dedi” bizler şok olmakla birlikte birbirimize dönüp gülmeye başladık. Bir saat boyunca sporcu olduğumuzu, animatör olarak otelde çalıştığımız, antrenman yaptığımız, uğraştığımız sporun ne olduğunu ve olaya konu olan enstrümanların tanıtımını yaptık. Ardından gelen polis ve zabıtaların ricası üzerine onlara akrobasi içerikli müzik eşliğinde minik bir gösteri yaptık. Muziplik yaptığımız amca “Balık tutuyorlar” diye bizi şikâyet etmiş bunun üzerine kolluk kuvveti ve zabıta ceza kesmek üzere yanımıza gelmişti. Ancak gelenler konunun farklı olduğunu ve yeni bir şeyler daha öğrenmenin keyfi ile teşekkür edip yanımızdan ayrıldılar. Buda bizler için unutulmaz güzel bir anı olmuştu.

Ailenizde sizden başka sporla ilgilenen kimse var mı?

Annem ve babam çok küçük yaşlarda çalışmak zorunda kaldıkları ve dönemin imkanları nedeniyle ilkokuldan sonra devam edemediler eğitimlerine. Ayrıca bizim dönemimizde akrabalarımız içinde de çok fazla eğitimini ilerleten olmadığı için babam bu konuda çok titiz davrandı. Okumamız için teşvik ederken diğer yandan spor, sosyal aktivite gibi tüm farklı unsurları okumaya engel bir etmen olarak gördü ve kendince bizi birtakım yasaklara maruz bıraktı. Tabi biz halis niyetini bildiğimiz için hiçbir zaman ona karşı tavır almadık. Ama bazen kaçak, çoğu zaman gizli antrenmanlara devam ettik. Kardeşim de iyi bir güreşçiydi ancak babamın yasaklarına takıldığı için milli takım kampından dönmek zorunda kalmıştı. Erkek kardeşim çocukları ve benim çocuklarım yeteneklerine göre farklı branşlar ve ortak Capoeira üzerinden spor hayatımıza devam ediyoruz.

Bu spor dalı dışında başka uğraşılarınız var mı?

Sonuçta geçindirmek durumunda olduğum bir ailem ve büyütmekte olduğum çocuklarım var. Uğraş alanım çok gibi görünse de hep sporlar ilgili ve spor üzerine. Çok sayıda STK, Federasyon ve kurumsal yapılarda yürüttüğüm başkanlık, asbaşkanlık, yöneticilik gibi pozisyonlar gönüllü olsa da severek yürüttüğüm görevler. Bunun yanında tamamen merak olarak başladığım grafik, tasarım gibi yetenekleri de uzun süredir gelir kaynağı olarak kullanıyorum. Referans olarak sayılacak çok sayıda ulusal ve uluslararası organizasyonun kurumsal görsellerini tasarlama şansı buldum. İkinci yüksek lisansı tamamlamak için tez çalışmamın yanında Türkiye Herkes İçin Spor Federasyonu’nun saha etkinliklerine koordine ederek Capoeira ekibimle birlikte gösterilere imza atmaya devam ediyoruz.

Hobileriniz nelerdir?

Geniş bir yelpaze diyebilirim. Merakım beni çok farklı ye yeni alanları keşfetmeye itiyor. Özellikle video paylaşım sitelerinde eğitim içerikli videoları izliyorum el sanatları, tasarım, çiçek bakımı, regreatif aktiviteler gibi onlarca farklı alanları takip ediyorum. Çok sık seyahat ediyorum. 60’dan fazla ülkeye gitme şansı buldum. Katıldığımız toplantı, konferans veya müsabaka aralarında bulduğum ilk fırsatta fotoğraf makinemi alarak kendimi dışarı atıyorum. Ödüllü ve birçok basılı matbuu içeresinde çektiğim fotoğraflar bulunmakta. Çok sayıda kaktüsüm ve skulentim var onlarla vakit geçirmeyi çok seviyorum. Magnet biriktirmeyi seviyorum. Koleksiyonum ev içerisine sığmamaya başladı.

Nasıl bir gelecek hedefiniz var?

Aslında aklımda olan şeylerin önemli bir kısmını gerçekleştirdim. Artık yaşımız çok da küçük değil. Özellikle 35’inden sonra artık hedefler ve gelecek kendiniz için değil çocuklar için oluşmaya başlıyor. Akademik çalışmalarım devam ediyor. Üniversite ve kürsü bana uzak bir alan değil. Uzun yıllardır STK olsun federasyonlar aracılığı ile olsun kürsüden üniversiteli arkadaşlarla buluşma şansım oldu. Gelen tekliflere binaen Akademik Personel olarak bundan sonra ki süreçte tecrübe, birikim ve bilgimizi üniversite sıralarından paylaşmayı planlıyorum.

 

Pandemi süreci sizi nasıl etkiledi?

Tüm dünyada olduğu gibi bizleri de çok olumsuz etkiledi elbette. Neredeyse bir ayın en az yarısını şehir veya yurt dışında geçiren biri olarak sürekli evde kalmak ve hareket kabiliyetinizin kısıtlı olması psikolojik olarak da birtakım sıkıntılara neden oluyor. Geçen yıl tam bu zamanlar (2020 Şubat sonu) Türkiye Herkes İçin Spor Federasyonu olarak çok önemli 2 proje ile Türkiye turnesine çıkmıştık. Öğleden önce üniversiteler “HİS Kampüste” öğleden sonra ise “Herkese bir lisans, gelecek için bir şans” adlı bu programlarla üniversite öğrencilerimiz ve halkımız ile buluşarak istihdamdan eğitime, branşlaşmadan tesisleşmeye gibi çok sayıda konuyu uzmanları ile alana taşımıştık ancak pandemi sürecinin başlaması ve gelen kısıtlamalar ile birlikte programa çıktığımız 4. Şehirden evlerimize dönüş yaptık. Özellikle alanı saha olan bizler için sıkıcı bir durum. Umarım en kısa sürede bitecek bu durum. Psikolojik olarak uzun süreli bir süreç olacak ancak el birliği ile üstesinden geleceğiz bu durumun.

Eklemek istedikleriniz…

Spora yeni başlamayı düşünen kardeşlerim, sevgili çocuklar; her insan yeteneğini içinde barındıran bir potansiyele sahiptir. Sadece bunu bilmez veya olmadığını düşünür. Bunu öğrenmenin tek yolu hareket etmektir. Hareket ederseniz sahip olduğunuz yeteneği keşfedersiniz. Sevgili gençler ve değerli büyüklerim; çağımızın en büyük nimetlerinden biri internet ve bizlere sunduğu geniş yelpaze. Ancak uzun süreli oturmalar hareketsiz yaşantı ileride telafisi mümkün olmayan kalıtımsal hasarlara neden olabilir. Ayrıca hayat yoğunluğu ve birden fazla alanla uğraşı çoğu zaman yetersizliği sorununu ortaya koymaktadır. Ancak hiçbir şeyin sağlığımızdan daha önemli olmadığını sürekli olarak aklımızda tutmak zorundayız ve bunu sağlayacak en önemli üç etmene çok dikkat edeceğiz. Sağlıklı beslenme, düzenli uyuma ve egzersiz. Üçü de birbirinden ayrılmayacak ve yine birbirini tamamlayan temel taşlarıdır.

E-Bülten